Kar Yağıyor
Kar Yağıyor Gökyüzü becerikli insanların sayesinde birbirine çarpmayan uçaklarla dolu… Bu becerikli insanlardan birisi de Suzan’ın kocası Berkant’tı. Suzan, uçaklara istikamet veren kocasını düşünüyordu. Bir siyah ekran, hareket eden bir sürü nokta… Geometrik bir düzenle parçalara ayrılmış gökyüzü… Kimin aklına gelmişti bu düzen? Berkant anlatmıştı, Hertz demişti, Marconi demişti, Hülsmeyer demişti, galiba Tesla da demişti. […]
Avucumuzun İçi
Avucumuzun İçi “Tıbbi değil!” Bir zaman meselesidir uyku. Uykudan uyanma. Yola koyulmak gerekiyor. Biraz da heyecan hissediliyor, gereği yokken hissedilen bir heyecan bu. Dört duvar arasında uyuduktan sonra açık havayla ilk temas insana kendisini hep iyi hissettirmiştir, acelesi yoksa insanın ağır adımlarla katılmalıdır yaşama. Tuna da ağır adımlarla çıkıyor yaşadığı apartmandan, sokağı adımlıyor, […]
Memnun Oldum
Memnun Oldum Tekerleklerin bir yolculuğu sonlandıran duruşu şahsıma daima ilginç gözükmüştür. Tam durdukları yere yerleşirken yaşadıkları ferahlamayı, orayı nasıl seçtiklerine dair düşüncelerini, korkunç bir sıcaklığa ulaşan çelik jantların soğumak üzere beklemeye geçerken çıkardıkları mutluluk seslerini hep düşünürüm. Ama hızlıca inmeli bu kusursuz metal yığınından. Öylesini severim çünkü. Binerken de inerken de hızlı olmak […]
Ah Ali
AH ALİ Gözlerini kapıyor, rahatlamak istiyor… “Daha önce de olmuştu,” diye düşünüyor. Aslında çözüme kavuşturmak istediği mesele başka: “Zaman!” Zamansızlık… Mırıldanıyor: “Ne zaman gelecek? Bilememek en kötüsü!” Dertop oluyor, bir köşeye siniyor ve bekliyor. Gözünün önüne kalın bir tiyatro perdesi geliyor. Perdeyi ilçenin kırmızı koltuklarla dolu gizemli yerinde görmüştü, ismini de hatırlıyordu: Çok Amaçlı Salon. […]
Abiciğim
Abiciğim Bugün hiç neşeli bir şey olmuyordu evde. Aslında günlerden pazardı. Tabletle oynamak bile zevk vermiyordu. Zaten şarjı da eskisi gibi uzun süreli gitmiyordu. Babam yeni bir batarya almalıydı ama… Acelesi yoktu galiba bu işin de. Kahvaltıyı henüz bitirmiştik. Pişi yapmıştı annem bize. Biz patates kızartması da istemiştik ama kızartmamıştı annem. Abimi sonra iş […]
Yağma
YAĞMA Kan, akıyor sokaklarda. Kan, toprak üzerinde lekeler bırakıyor. Lekeleri karanlık takip ediyor… ve sesler! Bir süredir ayrışan, ayrıştıkça dağılan sesler. Niceliğini kaybetmiş bir kılıç sürüsü, şehrin üzerine çöküyor. Kim, nerede, nasıl; hiçbir şey bilinmiyor! Kaos bir tanrı olmuş, çökmüş şehrin üzerine. Ama paranoya dolu… Sezebiliyor olacakları. Kontrol sağlanmadan önce yıkabildiğini yıkmalı, yakabildiğini yakmalı! Şehir […]
Sadece Sesler
Sadece Sesler Ben: Bir kırtasiye görüyorum, çocukluğuma ait burası, eski rafları, modası geçmiş ürünleri, nostaljik saatleriyle… Nedense içeriye girme isteğiyle dolup taşıyorum. Girişteki kahverengi masanın gerisinde bir esnaf değil de bir zanaatkâr oturuyordu sanki, öyle bir hisse kapılıyorum. Defter kitap satmaktan öte bir adam; sanki sattığı her defteri dolduran, çocuklukla hemhal, bir kelam ustası, […]
Matruşka
Matruşka Mukadder bir çocuktu. Mukadder bir kadın oldu sonra. Bir gecede… Mukadder bilmediği yerlere uçtu. Bir gecede… Bir gecede… […]
Prenses
Prenses Alarm ötüyor. Saat: 06.30 Vedat gözlerini araladı, alarmı kapattı, günün ilk düşüncesini çözüme kavuşturup hafif kıpırdandı yatağında ve uyanmak istemediğini haykırdı cılız bir sesle. “Siktir…” dedi etrafına bakıp. Hani böyle suç işlemiş de öğretmenini bekleyen bir çocuk gibi. Büyüdü bir anda. Açtı gözlerini içtima öfkesine benzer bir öfkeyle, sanki yorganın altındaki uykusuz bir askerdi, […]
Özsaygı Üzerine 1
ÖZSAYGI ÜZERİNE 2 Kâğıtlar, kalemler, bantlar, zımbalar, fotokopi makineleri… Her gün ama her gün aynı şeyler… Barkın kafasını kaldırıp etrafına bakma gereği hissetti. Aslında birisini arıyordu gözleri. Fakat bunu da belli etmek istemedi. O yüzden, daimi çıkarlarına da uygun düşecek şekilde, kurumsal kurnazlığa yakışır bir stratejiyle hareket etmeye karar verdi: Önce fotokopi makinesine baktı ciddiyetle! […]